Türk bilimadamının çölü yeşerten buluşu
4/9/2009 -Kategori: bilim
ÇÖL laserle yeşerdi
Lazer ve Fizik Alanında Araştırmalar yapan Fizik Mühendisi Şükran Can, özel olarak tasarladığı ve moleküler yapıyı bağlayan bir ‘laser’ sistemi ile çöl toprağında sadece çeşme suyu kullanarak buğday yetiştirmeyi başardı
Bu yeni teknoloji ile çöl topraklarında başta buğday olmak üzere tahıllar kolaylıkla yetiştirilebilecek
Popüler Bilim Dergisi, bu ayki sayısında 12 yaşından beri lazerle ilgili çalışmalar yapan Fizik Mühendisi Şükran Can’ın, özel olarak tasarladığı laser ışınıyla verimsiz çöl toprağını yeşerttiği müthiş buluşuna yer verdi. Çöldeki en büyük sorunun; gece ve gündüz arasındaki büyük ısı farkı ile toprağın içindeki yoğun tuz ve kireç miktarı olduğunu söyleyen Can, “Bu topraklarda yüksek oranda birçok element var. Yani bir ölçüde yeterli olmasa da ürün yetişebilecek düzeye yakın bir yapı mevcut. Fakat toprağın iç yapısının gece -20 gündüz ise +40 dereceleri görmesi bitkilerin köklerinin ve tohumlarının yanmasına neden oluyor” dedi.
20 günde yeşerdi
Isıya karşı direnci düşük olan topraktaki değerlerin çöktüğünü ve bunun da toprağın moleküler yapısınının kopmasına neden olduğunu anlatan Can şöyle devam etti: “Moleküler yapının bozulması ve kopması toprak yapısının oksijen kaybına bu da toprağın nem oranının düşmesine ve kurumasına sebep oluyor. Özel olarak tasarladığımız ve moleküler yapıyı bağlayan bir LASER sistemi ile Abu Dhabi’den getirttiğimiz çöl toprağında çeşme suyu kullanarak buğday yetiştirdik. Türkiye’den ise çöle en yakın toprak olarak Konya-Karapınar kumu kullandık. Bu kumda da 20 gün içinde çeşme suyu kullanarak buğday yetiştirmeyi başardık. Laser ışınları ve destek sistemleri toprağın moleküler yapısının dengeye girmesine sebep olmakta, ısı farklarını tamamen ortadan kaldırmaktadır.”
Dünyanın tahıl deposu olacak
Toprağın nem tutması, moleküler yapıda fiziksel ve kimyasal dengelerin sağlanması sayesinde mevcut çöller tarıma açılabilecek ve buralar dünyanın tahıl deposu olmaya başlayabilecekler. Çöl toprağındaki en önemli sorunun moleküler bağların kopması ile yoğun kireç ve tuz olduğunu dile getiren Fizik Mühendisi Şükran Can, “LASER teknolojisi tuz ve kireç molekülerinin toprak yapısından tamamen ayrılması mümkün. Tuz ve kireç yapısı topraktan tamamen ayrılacağı için toprağın verimliliği moleküler yapının dengelenmesinden sonra çok üst düzeye çıkmakta. Sistem ile mevcut çöller tarıma açılabilecek ve dünyanın tahıl deposu olmaya başlayabilecek” diye konuştu.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
türkiye yaptı nato atladı!
4/9/2009 -Kategori: bilim
TÜBİKAT’ın ‘Sır’ı kriptolu usb bellek cihazı
tubitak Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UEKAE) tarafından geliştirilen ve nato ’nun askeri komitesince onaylanan kriptolu usb bellek, bugün düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı. ‘Sır’ adı verilen ve NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanmış, alanında tek ürün olan kriptopu bellek, tüm gizlilik düzeylerindeki NATO verisini kriptolamak üzere kullanılabilecek. Onayın ardından, NATO tarafından 602 Sır sipariş edildiği bildirildi.
TÜBİTAK’ın gebze Yerleşkesi'nde gerçekleştirilen, Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü Elektronik Mühendisi Müşteri İlişkiler İş Geliştirme Sorumlusu Çağrı Koç ve İş Geliştirme Sorumlusu Koray Arıkan’ın katıldığı basın toplantısında, önce Enstitü ile bilgiler verildi.
‘Sır’ adı verilen kriptolu USB belleğin geliştirilmesine 2007 yılında, NATO’nun ihtiyacı üzerine başlandığı belirten Koray Arıkan, bunun kendi alanında tek ürün olduğunu söyledi. Dünya genelinde Sır gibi taşınabilir boyutlarda, yüksek gizlilik dereceli bilgiyi güvenli saklayabilecek türde bir ürünün henüz yapılamadığını anlatan Arıkan, “Böyle bir ürünü geliştirebilmek için pek çok ülke hala uğraş veriyor” dedi.
Bir kredi kartı boyunda, 14 milimetre kalınlığında ve sadece 90 gram ağırlığında olan Sır, kolayca taşınabilir olmasının yanı sıra içindeki bilgileri şifreli bir şekilde saklayabiliyor. Kaybolması veya çalınması durumunda içindeki bilgilere ulaşılamıyor. Gerekirse tek bir tuş ile içindeki gizli bilgiler silinebiliyor. Cihazın bir şekilde açılmaya çalışılması durumunda ise içindeki gizli bilgiler kendiliğinden siliniyor.
Sır, NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanan 11’inci, NATO envanterine giren 4’üncü Türk ürün oldu. Geliştirilmesi tamamlanmış ve üretilmeye başlanmış olan Sır da diğer ürünler gibi, TÜBİTAK UEKAE tarafından tamamen yerli imkanlarla özgün bir tasarım ile geliştirildi. Ürünün tasarım ve üretim aşamaları, Türk mühendisler tarafından ve yüzde yüz yerli kaynaklarla gerçekleştiriliyor.
NATO’nun bu yıl ihtiyaç duyacağı 602 ürün, TÜBİTAK UEKAE tarafından sağlanacak.
TÜBİTAK NATO ÇALIŞMALARINDA AKTİF NATO’ya sunulan TÜBİTAK UEKAE ürünleri Sır’la sınırlı değil. TÜBİTAK UEKAE, NATO’nun SC/4 (Bilgi Güvencesi Alt Komitesi) komitesinde, bu komite altında yapılanmış olan çalışma gruplarında ve NATO Network-Enabled Capability (Ağ Destekli Yetenek) toplantılarında temsil ediliyor ve aktif rol oynuyor. Enstitü, faaliyet alanına giren konularda NATO’yu yakından takip ediyor ve yerine göre çalışmalara yön veriyor.
NATO ONAYLI ÜRÜNLER -
Kriptolu USB Bellek (SIR) NATO’nun tanımlamış olduğu ihtiyacı karşılayan tek ürün olarak ortaya çıkan ve Sır adı verilen ürün, tüm testlerden başarıyla geçti ve NATO Askeri Komitesi tarafından onaylandı. Onayı takiben geçen ay içinde 602 adet için NATO tarafından resmen sipariş edildi. İhtiyacı karşılayan tek ürün olan Sır’ın teslimatı Eylül ayının sonuna kadar gerçekleşecek.
- Taşınabilir çevrimdışı Kripto Cihazı (TAÇEK) NATO’nun çevrim dışı kripto cihazı (NATO Offline Crypto - All classifications offline file encryptor) ihtiyacına yanıt verecek olan ve TAÇEK adı verilen cihazın NATO tarafından değerlendirmesi halen devam ediyor. NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanmasının ardından ürün, 2010 yılında NATO’da ihtiyacı karşılayan tek ürün olarak rekabet olmadan NATO’ya sağlanacak.
- Yeni Nesil Anahtar Yükleme Cihazı (KAYC-S/N) KAYC-N olarak adlandırılan ürün, NATO’nun yeni nesil anahtar yükleme cihazı (NATO Electronic key Management System - Next Generation Key Fill Device) ihtiyacına yönelik olarak NATO’ya önerildi. NATO tarafından geçici onay alan ürün tüm testleri geçmesinin ardından abd ve almanya tarafından önerilen cihazlarla rekabet edecek.
- Kriptolu Mobil Telefon (MILCEP-K1) MILCEP-K1 adı verilen ürün halen tüek silahlı kuvvetleri tarafından kullanılıyor. NATO’nun güvenli kişisel haberleşme cihazı (NATO Secure Personal Communicator - Secure Mobile Phone) ihtiyacına yönelik olarak bu ürünün NATO sürümü hazırlandı ve NATO’ya önerildi. NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanması halinde, ürün uluslararası firmaların ürünleri ile rekabet edecek.
- Milli Açık Anahtar Altyapısı (MA3) TÜBİTAK UEKAE tarafından geliştirilmiş olan Milli Açık Anahtar Altyapısı (MA3) ürünü halen genelkurmay Başkanlığı ve bağlı birliklerinde internet ortamında güvenli haberleşme ve dosyalama amacıyla kullanılıyor. Yine bu ürünün bir diğer sürümü ile türkiye’nin Kamu Sertifikasyon Merkezi işletiliyor ve kamu çalışanlarına elektonik imza için ihtiyaç duydukları sertifikalar sağlanıyor. Bu bilgi birikimi ve ürün, NATO’nun açık anahtar altyapısı (NATO Public Key Infrastructure- NPKI) ihtiyacının sağlanmasında da değerlendirilecek.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
TÜBİTAK'tan müthiş bir proje daha
26/8/2009 -Kategori: bilim
"Türk malı buzul ayısı" adı verilen dünyanın donmaya dirençli fare geliştirerek adlarını duyuran TÜBİTAK araştırmacıları, transgenik farelerin sütlerinde hücrelerin kontrolsüz bölünmesini önleyen ve özellikle kanser tedavisinde kullanılan insana ait "interferon gamma" isimli bir protein üretti.
"Dünyada ikinci, Türkiye’de ise ilk kez" başarıya ulaşılan çalışmayla kanserin yanı sıra hepatit, viral enfeksiyonlar gibi çok sayıdaki hastalığın tedavisinde kullanılan bu protein mevcut yöntemlere göre daha sağlıklı bol ve ucuza üretilebilecek.
AA muhabirine çalışmayla ilgili bilgi veren, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Transgen ve Deney Hayvanları Laboratuvarı Sorumlusu Başuzman araştırmacılarından Doç. Dr. Haydar Bağış, genetik yapılarında yabancı rekombinant DNA parçası taşıyan hayvanlar olarak tanımlanan "transgenik" hayvanların üretim tekniklerinin gelişmesiyle biyoloji, tıp ve veterinerlik alanındaki araştırmaların hız kazandığını ifade etti.
Çeşitli rekombinant proteinleri meme bezlerinde sentezleyen transgenik hayvanlara "Biyoreaktörler veya Bacasız İlaç Fabrikaları" adı verildiğini anlatan Bağış, Türkiye’deki ilk transgenik fare eldesi çalışmalarının 1990’da kendisinin başkanlığındaki bir ekip tarafından başlatıldığını bildirdi.
Bağış, bu çalışmalarda insan büyüme hormonu geni, İnsan Hepatit B Virus Geni, "Türk Malı Buzul Ayısı" adını taşıyan transgenik farelerin aynı ekip tarafından elde edildiğini ve bu çalışmalara son olarak bir yenisini ilave ettiklerini açıkladı.
"TRANSGENİK FARELERDEN TEDAVİ PROTEİNİNE"
İnsan interferon-gamma (IFN) proteininin bir bağışıklık sistem düzenleyicisi olduğunu ve hastalıkların tedavisinde kullanımı için insan hücrelerinden elde edilme zorunluluğunun bulunduğunu anlatan Bağış, bu durumun bu proteinin üretimini kısıtlayıcı bir etki yarattığını dile getirdi.
Bağış, bu tür proteinlerin üretimi için çok farklı sistemlerin kullanıldığını belirterek, TÜBİTAK destekli çalışmalarında "Türkiye’de ilk, dünyada ise yalnızca bir laboratuvarın yapabildiği bir başarıya imza attıklarını" söyledi.
Bu proteinin üretimi için bakteri, maya, mantar ve virüs gibi pahalı yöntemlerin kullanıldığını, 4 yıl süren çalışmalarında bu geni taşıyan transgenik fareler üretmeyi başardıklarını ifade eden Bağış, çalışmalara ilişkin şunları kaydetti: "Araştırmamızda insan gamma interferon proteini, fare embriyolarına mikroenjeksiyon ile aktarıldı. Mikroenjeksiyon sonrası canlı kalan fare embriyoları, taşıyıcı annelerin rahimlerine ameliyatla transfer edildi. mbriyo transferi sonunda gebe kalan annelerden doğan fareler 3 haftalık olduğunda kan ve dokularından DNA izolasyonları yapıldı. Analiz sonunda 2 adet erkek ve 1 adet dişi transgenik fare tespit edildi. Bu transgenik fareler, transgenik olmayan farelerle çiftleştirildi ve bunun sonunda transgenik erkek ve dişi fareler elde edildi.
Doğum yapan transgenik dişi farelerin memelerinden süt sağımları yapıldı.
Çok yağlı olduğu için yağları alınan fare sütlerinde insan gamma interferonun varlığı tespit edildi."
-"LİTRELERCE SÜTTEN PROTEİN ELDE EDİLEBİLECEK"-
Bağış, yaptıkları testlerde transgenik farelerin meme bezlerinden süte salınan insan gamma interferonun hücre bölünmesini durdurucu etkisini de saptadıklarını bildirdi.
Başta kanser olmak üzere, bağışıklık yetmezliği, hepatit, viral ve göz hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçların etken maddesinin de IFN proteini olduğunu anlatan Bağış, şöyle konuştu: "Çalışmamızda fare sütlerine salınan bu proteinin aktivitesi test edildi ve sonunda süte geçen bu proteinin sınırsız bölünme özelliği gösteren hücreleri yavaşlatarak durdurduğu tespit edildi. Yani interferon gamma, bu hücrelerin bölünmesini durdurucu bir etki yaptı. Böylece bu proteinlerin kanser tedavisinde daha bol, saf ve sağlığa uygun ve ucuza üretilmesinin de önü açıldı. Çünkü günde çok az süt elde edilebilen fareler yerine günde litrelerce süt alınabilen çiftlik hayvanlarına da uygulanabilir bir yöntem ortaya çıkarılmış oldu." Projenin TÜBİTAK tarafından desteklendiğini ve Bulgar Bilimler Akademi Moleküler Biyoloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. İvan İvanov ile kendisinin başkanlığındaki ekiplerin ortak çalışması olduğunu anlatan Bağış, proje kapsamında Ulm Universitesi Moleküler Tıp Enstitüsü, Max-Planck Kök Hücre Araştırmaları Grubu, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Biyokimya ABD, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik ABD araştırmacıları ile de ortak çalışmalar yaptıklarını kaydetti.
Çalışmalarının geçen yıl Antalya’da yapılan Uluslararası İmmünoloji Kongresinde en iyi poster ödülünü aldığını belirten Bağış, uluslararası bilimsel bir dergide de yayımlanmak üzere olduğunu söyledi.
Doç. Dr. Haydar Bağış, bu çalışmadan elde edilen sonuç ve bulguların günde litrelerce süt alınabilen transgenik çiftlik hayvanlarının üretiminde kullanılabilmesi için Türkiye’de yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini de bildirdi
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Türk mühendislerden yeni buluş
14/7/2009 -Kategori: bilim
Sanal gerçeklik cihazı geliştiren Adana'daki bir bilgisayar firmasının ortağı Osman Tekin, cihazın başta eğlence sektörü ve askeri uygulamalar olmak üzere, eğitim ve sağlık gibi alanlarda kullanılabileceğini söyledi.
Cihazın, kullanıcının hareketlerini algılayan sensörler ve elektronik devreler içeren bir kart, küçük iki ekrana sahip gözlük ve 3 boyutlu görüntüler oluşturan bilgisayar ile çalıştığını söyleyen Tekin, şöyle devam etti: ''Gözlük takıldığında önceden oluşturduğumuz bir 3 boyutlu görüntü ekranlarına yansıyor. Kullanıcı başını ya da vücudunu bir yöne hareket ettirdiğinde, 3 boyutlu görüntüde, baktığı yönü görüyor. Yani, görüntüde bir oda varsa, sağa doğru döndüğünüzde odanın sağını görüyorsunuz. Böylece sanki gerçekten oradaymış hissi yaşıyorsunuz. Bu uygulamaya da 'sanal gerçeklik' deniyor.''
Ürünün başta ABD ve Japonya olmak üzere çeşitli ülkelerde üretildiğini ve binlerce dolar fiyata sahip olduğunu kaydeden Tekin, ''Bizim yaptığımız cihaz 500 dolara mal oldu. Düşük maliyetli olmasında en önemli etken, elektronik kart ve kartın bilgisayarla haberleşmesini ve 3 boyutlu görüntüler oluşturan yazılımların tamamını bizim geliştirmemiz'' dedi.
Özellikle askeri ve eğitim amaçlı
Sanal gerçeklik cihazının, özellikle askeri ve eğitim amaçlı kullanılması için geliştirdiklerini ve talep gelmesi durumunda ihtiyaca göre uyarlayabileceklerini söyleyen Tekin, şöyle devam etti:
''ABD ordusunun da kullandığı bu cihaz sayesinde, örneğin askeri personel riskli ve tehlikeli arazilerde gidecekse, oraya gitmeden önce o arazilerde üç boyutlu görüntüler eşliğinde hareket edip, orada olduğu duygusunu yaşayarak, gitmeden önce deneyim kazanabiliyor. Böylece can güvenliği ve operasyonların başarısı arttırılabiliyor. Eğitimde ise öğrenciler, örneğin tarih dersi anlatılırken, 3 boyutlu görüntülerle olayların geçtiği mekanları kendi gözleriyle görerek, çok daha iyi şekilde öğrenebiliyor. Bu teknolojinin kullanım alanları arasında, sağlık ve çeşitli simülasyon sistemleri de bulunuyor.''
Gelecekte eğlence sektörünün sanal gerçeklik teknolojisinin en çok rağbet göreceği alan olacağını belirten Tekin, ''Bilgisayar oyunlarını bu teknolojiyle oynamak, oyunculara şimdiye kadar yaşamadıkları bir gerçeklik hissini sunacak. Son dönemde yaygınlaşan hareket algılayıcılı kontrollere sahip oyun konsollarının bir sonraki adımının, sanal gerçeklik gözlükleri olacağını tahmin etmek güç değil'' dedi. Tekin, ayrıca, tamamen kendi üretimleri olan Google benzeri bir Türk arama motoru konusunda çalışmaları sürdürdüklerini, şu anda internet üzerinde veri toplayan arama motorunu, 1-2 ay içerisinde kullanıma sunmayı planladıklarını belirtti.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Hayal kur, sorunların çözülsün
20/5/2009 -Kategori: bilim
Hayal kurmanın sanıldığı gibi vakit kaybı olmadığı ortaya çıktı. Kanadalı bilim insanlarının yaptığı araştırmalara göre, hayal kurmak beynin birçok bölümünün işlevini artırıyor ve bu sayede karmaşık sorunların çözülmesini sağlayabiliyor.
Vancouver- Hayal kurmak, beyni harekete geçirerek karmaşık sorunların çözülmesini sağlayabiliyor.
Kanada'daki bilim adamlarının yaptığı araştırma, hayal kurmanın beynin birçok bölümünün işlevini artırdığını ortaya koydu. Ancak araştırmanın en ilginç yanı, bir kişi düşüncelere daldığında, beynin karmaşık sorunların çözülmesini sağlayan bölümlerinin işlevinin yoğun şekilde arttığını göstermesi. Bugüne dek bu bölümlerin karmaşık sorunlar karşısında yavaşladığı sanılıyordu.
Araştırmaya imza atanlardan Profesör Kalina Christoff, hayal kurarken, bir işe olduğu kadar yoğunlaşılmasa da beynin birçok merkezine başvurulduğunu belirtti.
Christoff, araştırmanın birçok kişiyi algılarını gözden geçirmeye itebileceğini ifade ederek, insanların fikir almaya alışkın olduğunu ve hayal kurmanın iyi bir şey olmadığını sandığını ancak durumun bunun tam tersi olduğunu vurguladı.
Bilim adamı, insanların zamanın üçte birini hayal kurarak geçirdiğini belirterek, bilimin, hayatın bu büyük bölümünü gözardı ettiğine dikkati çekti.
Araştırma, Amerikan "Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımlandı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bilim dünyasını şaşırtan köy!
13/5/2009 -Kategori: bilim
2 bin ailenin yaşadığı hint köyünde sadece geçen yıl 15 ikiz doğdu, toplam ikiz sayısı 220'yi buldu. Bilim adamları tamamı normal doğumla dünyaya gelen ikizlerin sırrını çözmeye çalışıyor. Son 5 yılda dünyaya gelen ikiz sayısı 60'a ulaştı. Dünya ikiz doğum ortalamasının 6 katına ulaşan bu fenomen nedeniyle bilim dünyası köye akın etti.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Öleceklerini hisseden insanlar
11/5/2009 -Kategori: bilim
Üç bilim adamı konuyu araştırdı ve sonuçları ilginç bir raporda topladı.
Pravda gazetesinde yer alan habere göre William Green, Stefan Goldstein ve Alex Moss adlı doktorlar, bazı insanların, ölümlerine kısa süre kala bunu hissettiklerine yönelik iddiaları araştırdı. Gazete, Sergiev Posad kentinden Grigoriy Doronin adlı bir kişinin "O akşam eşim işten eve geldi ve 'Çok yorgunum. Kim bilir belki de bu dünyayı terke edeceğim' dedi. İkinci gün bir trfik kazası geçirdik. Ben kurtuldum ama o öldü" şeklindeki anlattıklarına da yer verdi.
Gazetelerde çıkan bazı ölümlü kazalardan sonra kurban yakınlarının "Daha dün ölümden söz etmişti. Sanki hissetmiş", ya da ani kalp krizi sonucu ölen kimi kişilerin yakınlarının "Bütün işlerini yoluna koymuştu. Herkesi arayıp konuşmuştu. Sanki vedalaşmıştı" şeklindeki açıklamalarını toplayan üç doktor, daha sonra geniş kapsamlı bir araştırma başlattılar.
Hastanelere gelen ani ölüm vakalarında ölen kişilerin yakınlarıyla görüşüp, hastanın profilini ve son aylardaki davranışlarındaki değişimi ortaya çıkaran üç doktor, sonunda tüm kayırtları bir raporda toplayıp, bu kişilerde, ölüm tarihine yakın dönemde gelişen ortak durumları belirlediler.
Nihayi raporda "Ölüm tarihine yakın günlerde bunu hissetmiş gibi algılanan kişilerde, spesifik bir psikolojik durum söz konusu. Ortak davranış biçimi, işlerini yola koymak ve melankolik bir ruh hali şeklinde özetlenebilir" denildi.
Bu garip melankoli durumu "merkezi sinir sistemini, mutlak sona hazırlayan hormonal bir değişiklik" olarak açıklayan üç doktor, bir süre önce Polonyalı fizik uzmanı Janusz Slawinsky'nin ortaya attığı tezi hatırlattılar. Buna göre ölmek üzere olan bir organizmanın her hücresi belli bir anda, ani bir radyoaktif dalga yayıyor.
Dr. Stefan Goldstein'a göre ise "garip melankoloik durumu yaratan hormonal değişim ile bu rafyoaktif dalga birbirine bağlı". Ancak bu konuya açıklık getirebilmek için yıllar sürecek araştırmalar şart.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Uyurken beynimizde neler oluyor?
1/5/2009 -Kategori: bilim
![]() |
Uyku sırasında ise beyin, salınımları çok daha az olan iki tür dalgayı, 'teta' ve 'delta' dalgalarını yayar. 'Teta' dalgalarının salınımı saniyede 3.5 ila 7 arasında olup, 'delta' dalgalarınınki saniyede 3.5'tan azdır. İnsanın uykusu derinleştikçe, beyin dalgaları da yavaşlar. İnsanda en derin ve uyandırılmasının en zor olduğu uyku zamanında, beyin artık 'delta' dalgaları yaymaya başlamıştır.
İnsanlar her gece uykudayken 3-5 kez REM uykusu denilen bir safha yaşarlar. Gözlerin öne ve arkaya hızla titrediği, hatta kollar, bacaklar ve yüz kaslarında seğirmelerin yaşandığı, REM uykusu sırasında beyin dalgaları uyanık bir insanınki kadar hızlanır. Rüyalar bu evrede görülür. Normal uykudaki bir REM veya rüya bölümü 5 ila 30 dakika sürer.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İlk çocuk uyumlu, ikinci çocuk bağımsız
1/5/2009 -Kategori: bilim
Child Development dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, genelde ilk doğan çocuk daha uyumlu ve boyun eğen bir mizaca, ikinci çocuk daha bağımsız bir kişiliğe sahip oluyor.
Ankara- Pennsylvania Devlet Üniversitesi, Hawaii Üniversitesi ve Purdue Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, ABD'de 7-19 yaş arası 364 çocuk ve genç ile bunların aileleri arasında yaptıkları araştırmada; çocuk ve ebeveynleriyle görüştüler, çocuklardan okul dışındaki faaliyetleriyle ilgili günlük tutmalarını istediler ve testosteron hormonu testi yaptılar.
Araştırma sonucunda, ikinci çocukların ergenlik dönemlerinde daha maceracı ve bağımsız oldukları, ilk doğanlarda ise bu yönde bir değişim görülmediği, bu çocukların daha muhafazakar oldukları belirlendi.
Devrimciler ikinci çocuklar arasından çıkıyor
Doğum sırasının kişilik üzerindeki etkisi konusundaki ilk ciddi araştırma, 19. yüzyılda, psikiyatrist Alfred Adler tarafından yapılmıştı. Adler, ikincinin gelmesiyle birinci çocuğun "tahtından indirildiğini" öne sürmüştü.
Daha önce yapılan başka bazı araştırmalar da muhafazakar siyasi liderlerin ilk doğanlar, isyancı ve devrimcilerin ise ikinci çocuklar arasından çıkma ihtimallerinin daha fazla olduğunu iddia etmişti.
Kızlarla vakit geçirmek faydalı
Araştırmada ayrıca, kız ve erkek çocukların hayata aynı kişilik özellikleriyle başlamalarına rağmen, erkek çocukların ergenlik yaşlarına geldiklerinde daha soğuk ve daha az hassas hale geldikleri kaydedildi.
Kız ve erkek çocukların kişiliklerindeki değişimin, nasıl vakit geçirdikleriyle de ilintili olduğunun belirlendiği araştırmada, gerek kız, gerekse erkek çocukların kızlarla vakit geçirmelerinin, erkeklerle vakit geçirmelerine oranla daha fazla yarar sağladığının görüldüğü belirtildi. Buna göre, kızlarla arkadaşlık eden erkek ve kız çocukları daha bağımsız ve maceracı bir kişilik geliştiriyor.
Kızlarla daha fazla vakit geçiren kız çocukları daha feminen, erkeklerle daha fazla vakit geçiren erkek çocuklar ise daha erkeksi özellikler geliştiriyor.
Pasific Luhheran Üniversitesi ile Michigan Üniversitesi'nin 5-18 yaş arasındaki 450 çocukla yaptığı bir başka araştırmada, küçük kızların erkekleri "farklı bir tür" olarak gördüklerini, erkek çocukların da kızları "kedinin köpekten farklı olduğu kadar" kendilerine yabancı saydıkları saptadı. Bunun, çocukların karşı cinsle oynama isteksizliğine açıklama getirebileceği belirtiliyor.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bilim dünyası bu çocuğun peşinde
29/4/2009 -Kategori: bilim
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı


