MİDE BULANDIRAN KOKUSUNDAN KURTULMAK İÇİN!

10/9/2009 -Kategori: Saglik

Mide bulandıran kokular
Bazen öyle kokulara maruz kalırsınız ki; ne yaparsanız yapın bu kokulardan kurtulamazsınız. Hatta kullandığınız bazı koku giderici spreyler işi daha da kötüleştirip kokuyu gidermek yerine onu daha da keskinleştirir. İşte kötü kokulara son demenin doğal yolları…

Balık kokusu
Taze balık pişirmek her zaman kötü kokuların yayılmasına neden olur. Üstelik kullanmış olduğunuz koku spreyleri etrafı daha da kötü kokutur ve nefes almayı dahi zorlaştırır. Fakat oldukça basit ve doğal yollar kullanarak bu soruna son verilebilirsiniz. Bir limonu alın ikiye bölün ve kaynar suda kaynatın. Ortaya çıkan buhar ve hava akımı balığın kötü kokularına son verir.
Sigara kokusu
Arabada bulunan sigara kokusu dayanılmaz ve kalıcıdır. Elinize aldığınız temiz havluları sirke içine koyun ve daha sonra havlulardan birini bir kap içinde küllük yakınına diğerini ise arka koltuğa koyun. Havluları bir gece boyunca bekletin. Ertesi gün arabanızın içinde sigara kokusundan eser kalmadığını göreceksiniz.
Rutubetli dolaplar

Nem ve rutubet kokan dolaplarınızın kötü kokulardan kurtulmasını istiyorsanız bir kutu içerisine kedi kumu koyarak dolabın içerisine yerleştirin.
Kokan fırınlar

Bir tabağın içine suyu doldurup içerisine biraz limon sıkın ve kabı mikrodalga fırınınızın içine yerleştirin. Kötü kokuları emecek olan bu birleşim fırınınızın içini taze ve temiz yapacaktır.
Evcil hayvan dışkısı
Sıcak su içerisine koyacağınız bir parça beyaz sirke evinizde beslediğiniz evcil hayvandan çıkabilecek kötü kokularla başa çıkabilmek için en etkili yoldur.
Buzdolabındaki bayat yemeklerin kokusu
Buzdolabındaki kötü kokudan kurtulmak istiyorsanız bir parça koton kumaşı vanilya ile buz dolabına koyun . Buzdolabınız hiç olmadığı kadar ferah kokacak. Ayrıca bir tabak içerisine koyacağınız kabartma tozuda bu ferahlığı sağlayabilir.
Bayat kokan buzluklar
Hepimiz bu kokunun çok kötü olduğunu biliriz. Kokudan kurtulmak için buzluğunuzu boşaltın; sabun ve sıcak su ile iyice yıkayın. Daha sonra karbonatlı su ile yeniden silin. Sonunda bir parça soğanı buzluğun içine yerleştirin ve kapağı kapalı şekilde gece boyunca bekletin. Ertesi gün soğanı çıkarıp dolabı havalandırın. Kötü kokular ortadan kaybolmuş olacaktır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

En sık kadınlarda görülüyor!

7/9/2009 -Kategori: Saglik

Ellerde uzun süre ağrı romatizma habercisi..
Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Ramatoloji Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Ataman, elde 2 haftadan fazla devam eden ve 6 hafta sonrasında kronikleşen ve sabahları tutukluk ile kendini gösteren ağrının, romatizmal hastalığın belirtisi olabileceğini söyledi.

Ataman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, el ağrılarının genelde sinsi başladığını ve zaman içinde kendini daha belirgin hissettirdiğini belirtti. Ataman, sabah uyanıldığında ellerde tutukluk ve sertlik hissinin sıradan bir durum olarak algılanmaması gerektiğinu vurguladı.

İnsanların bu tür ağrıları genellikle önemsemediğini ve hekime başvuruda geç kaldığını ifade eden Ataman, ağrının bazen tek eklemde, bazen yaygın, bazen parmaklar oynatıldığında ya da bir nesneyi tutarken zorlanma şeklinde kendini gösterdiğini bildirdi.

Ağrının farklı nedenlerden kaynaklanabildiğini ve en kısa sürede nedeninin saptanması gerektiğini vurgulayan Ataman, şunları kaydetti:

''Ağrı bir parmak ya da birkaç parmakta olabilir. Kimi zamanda iki elde yaygın ağrı şeklinde görülebilir. Tek parmakta hissedilen ağrıdan genellikle zorlama, mekanik bir olay veya travma, birden fazla eklemi ya da parmağı tutan ağrılardan ise romatizmal hastalıklar sorumlu olabilir. Gece ağrı yapan, sabahları ağrı ile birlikte, elleri kavuşturmakta, yumruk yapmakta zorlanma gibi tutuklukla kendini gösteren, 2 haftadan fazla devam eden ve 6 hafta sonrasında kronikleşen el ağrısı, iltihaplı romatizma olarak tanımlanabilen (romatoidartirit)in ön bulguları olabilir.''

Ataman, hastalarda ağrının yanı sıra kimi zaman şişlik de görülebildiğini dile getirerek, ''Bazen hastalar, herhangi bir travma olmamasına, kilo almamasına karşın yüzüğünün parmağına dar geldiğini söyleyebiliyorlar ya da tam eklem bölgelerinde şişlik ve ağrı olduğu yorumunda bulunuyorlar. Bu belirtiler hastalığın daha ciddi düzeyde olabileceğinin sinyalleri olarak algılanmalı'' uyarısında bulundu.

-''EN SIK KADINLARDA GÖRÜLÜYOR''-

İltihaplı romatizma hastalığının, dünya genelinde her 100 kişiden birinde görüldüğünü belirten Ataman, ''Daha çok doğurganlık döneminin sonuna doğru 30'lu 40'lı yaşlarda başlıyor. Daha erken dönemde görülse bile bu dönemde en üst seviyesine çıkıyor'' dedi.

Hastalığın en sık kadınlarda görüldüğüne dikkati çeken Ataman, şöyle devam etti:

''Erkeklerde görülme sıklığı kadınlara oranla daha az. Başta bu tür bulgularla kendini gösteren hastalık, ilerledikçe eklemlerde bozukluklara yol açıyor.

İlk olarak elde başlayan tutukluk, sonra vücutta omurga hariç ayak, bacak ve kollarda şişlik, ağrı, hareket kısıtlığı ve fonksiyon kaybı ve ile tüm eklemlere yayılabilir. Kalça ve dizleri etkilediğinde oturup kalkmada, ayakları etkilediğinde ayağı oynatmada, omuzu etkilediğinde saçları tarayamama, elleri etkilediğinde kapı kolunu tutamama gibi eylemlerde zorluk yaşanıyor, adeta sakatlık durumu söz konusu oluyor.''

Ataman, iltihaplı el romatizması geliştiğinde hastalığın ömür boyu devam ettiğini, ancak düzenli takip ve tedavi ile ilerlemesinin durdurulabildiğini vurgulayarak, erken tanı ve tedaviyle ileri evrede oluşabilecek şekil bozukluklarının önlenebildiğini ifade etti.

Hastalığın ilaçla tedavi edildiğini, ilaçların çoğunun raporla verildiğini ifade eden Ataman, raporların yenilenmesi ve hastalığın seyrine bakılması için mutlaka uzman hekim tarafından 3'er aylık süreyle takip yapılması gerektiğini kaydetti.

Hastalığın ilerlemesi halinde ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğine dikkati çeken Ataman, ''Kalp hastalıkları, damar sertliği, böbrek ve akciğerlerde görülebilecek hastalıklara eğilim artıyor. Bu hastalıkların ortaya çıkmasına bağlı yaşam süresi azalabiliyor. Hastalık tedavi edilmediğinde ise hastanın yatalak kalması, tekerlekli sandalyeye mahkum olması gibi sonuçlar doğabiliyor'' diye konuştu.

-''GENETİK ETKİLİ FAKTÖR''-

Ataman, hastalığın ortaya çıkmasında genetiğin etkili bir faktör olduğunu belirterek, ''İkizler üzerine yapılan çalışmalarda, ikizlerden birinde iltihaplı el romatizması görüldüğünde, diğer ikizde de aynı hastalığın görülme olasılığı normale göre daha fazla tespit edilmiş'' dedi.

Bazı hormonların da etkili olduğunun düşünüldüğünü dile getiren Ataman, şöyle devam etti:

''Örneğin, lohusalık döneminde ve doğum sonrasında bu hastalığa yakalanma riskinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu da bazı hormonal faktörlerin rol oynadığını düşündürmektedir. Ayrıca, gebelikte hastalık iyileşme yönünde seyir gösterirken, gebelik sonrasında hastalık yokken gelişebilmekte ya da şiddeti artabilmektedir.

Bunun dışında bazı viral enfeksiyonların genlerle iletişime geçerek hastalıkta rol oynayabildiği önerilmektedir, ancak hastalığın kesin nedeni hala bulunabilmiş değil.''

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Düzenli aspirin kullanımı zararlı!

31/8/2009 -Kategori: Saglik

KALP krizine karşı her gün içilen aspirinin yarardan çok zarar verdiği kanıtlandı

Kalp ve damar hastalıklarını önlemek amacıyla
her gün kullanılan aspirinin sağlıklı kişiler için zararlı olduğu bildirildi.

İngiltere'de bugün yayımlanan Aspirin for Asymptomatic Atherosclerosis
(AAA) adlı araştırmada, kalp ve damar hastalarında kanın pıhtılaşmasını önleyen
aspirinin iyi etkileri yadsınmamakla birlikte, sağlıklı insanların her gün
aspirin kullanmasının tehlikeli olduğu belirtildi.

Edinbourg Üniversitesi profesörlerinden Gerry Fowkes, araştırmayı,
İspanya'nın Barselona kentinde düzenlenen Avrupa Kardiyoloji Kongresi'nde
sundu.

Araştırmaya destek veren profesörlerden İngiliz Kalp Vakfı Müdürü Peter
Weissberg, her gün hafif dozda kullanılan aspirinin, göğüs anjini, kalp krizi
veya beyin kanaması riskini önlediğini ama kalp ve damar hastası olmayan sağlıklı
kişilerin kalp ve damar hastalığını önlemek için aspirin kullanmamaları
gerektiğini, çünkü aspirinin sağlıklı kişilerde kanama riskini artırdığını ifade
etti.

Araştırma çerçevesinde, yaşları 50 ile 70 arasında olan ve daha önceden
kalp ve damar sorunu olmayan 3500 erkek ve kadına her gün 100 miligram aspirin
verildiği ve 8 yıl boyunca bu kişilerin izlendiği belirtildi.

Araştırmada, 8 yıldan sonra bu kişilerin yüzde 2'sinde kanama tespit
edildiği kaydedildi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kanserden korunmak için!

19/8/2009 -Kategori: Saglik

Onkolog Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, kanserin nedenlerini ve nasıl korunulacağını anlattı

Habertürk'te ekrana gelen Oylum Talu'nun sunduğu 'Burası Hafta Sonu' programının konuğu İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nil Molinas Mandel konuk oldu.

Kalp ve damar hastalıklarından sonra ölüm nedenleri arasında kanserin ikinci sırada bulunduğunu belirten Mandel, kansere yol açan nedenler arasında genetik faktörün daha nadir görüldüğünü, çevresel faktörlerin daha ağırlıklı olduğunu anlattı.

Sağlığa zararlı gıdaların yanı sıra radyasyon, çeşitli ilaçlar, çevresel kirlilik ve sigaranın kanser oluşumunda etkili olduğunu ifade eden Mandel, "Amerika'daki istatistiklere göre kanserin yüzde 25'inin sebebi sigara. Bizde de sigara içimi oldukça yoğun. Genç yaştan itibaren pek çok sigara içicisi var. Kansorejen madde bilinen en az 30 tane ihtiva ediyor sigara. Dumanından, nefesinden, kağıdından hepsinden... Onun için ne yiyelim, ne yemiyelim ikinci sırada" diye konuştu.

Sigaranın kansere büyük etkisinin bulunduğunu, ancak tek başına bunun yeterli olmadığını ve genetik faktörlerin de önemli olduğunu anlatan Mandel, 80 yaşındaki amcasının her gün 1-1,5 paket sigara içtiğini ve oldukça da sağlıklı görüldüğünü vurguladı. Sigaranın kansere yatkınlık varsa bunu tetiklediğini ifade eden Nil Molinas Mandel, gıdalardaki bir takım maddelerin de zararlı olduğunu söyledi.

Taze gıda yemenin çok önemli olduğunu ve kişinin yaşam biçiminin de kanserle ilişkisinin bulunduğunu altını çizen Mandel, sebze ve meyveleri günlük tüketmek gerektiğinin altını çizdi.

Mandel, her şeyi ölçülü yemenin çok önemli olduğunu sözlerine ekledi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İşte strese son vermenin yolu

17/8/2009 -Kategori: Saglik

Günlük yaşamdaki stresle baş etmek ister misiniz? İşte size bu stresten kurtulmanın en etkili yolu...

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Ergen, günlük yaşamdaki stresle baş etmenin etkili yollarından birinin spor yapmak olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ergen, kasları çalıştıran, terlemeyi, dolaşımı ve solunumu artıran sporun, vücuda tatlı bir rehavet hissi veren endorfin hormonunun salgılanmasını sağladığını bildirdi.

Uzmanlar, gelişen teknolojiyle birlikte kendi doğasından uzaklaşıp, gitgide hareketsizleşen insanın ''bazı hormonlarının salgılanmasının unutulduğunu'' belirttiler.

Prof. Dr. Emin Ergen, ''Biz, modern çağ insanları, bu hormonal eksikliği kapatmak için çeşitli yollar arıyoruz. 'fitness' programları geliştirip, yoğun egzersizlere katılım için kampanyalar düzenliyoruz'' dedi.

İnsanın doğal ihtiyacı olan hareketi yerine getirememesi sonucunda, kilo artışı, eklemlerde bozulmalar ve farklı kronik hastalıkların ortaya çıktığını ifade eden Protf. Dr. Ergen, ''Zaten bu sağlık problemleri de insanda stres yaratıyor. Koruyucu ersiz,kas,rahayönüyle egzersiz yapmak, ileride oluşabilecek strese karşı bir sigorta diye de düşünülebilir. Spor, rahatlatıcı olan başarı duygusunun yanı sıra terlemeyi, dolaşım ve solunumun artmasını, kasların çalışmasını, en önemlisi de vücuda tatlı bir rehavet hissi veren endorfin hormonunun salgılanmasını sağlıyor. Egzersizden sonra hissettiğimiz rahatlama, bununla açıklanıyor'' diye konuştu.


Spor, kendine güveni de sağlıyor

Ergen, uzun süre yapılan egzersizle birlikte, kas kitlelerinin yanı sıra vücut direncinin, dayanıklılığının ve kuvvetinin de arttığını vurgulayarak, egzersiz yapıldığında vücudun kondisyonu üst seviyeye çıktığı için kişinin, zorlu işlerin üstesinden daha kolay geldiğini kaydetti.

Sporun, günlük yorgunlukları da azalttığını söyleyen Prof. Dr. Ergen, ''Egzersizler, uykuyu ve beslenmeyi düzene sokuyor, iştahı açıyor. Özellikle vücuduyla ilgili estetik kaygı duyan insanların, sporla birlikte biraz kilo verince, kendilerine olan güvenleri artıyor. Bu mutluluk hissi de stresin azalması sağlıyor'' dedi.

Türkiye'de egzersize katılımın, önceki yıllara göre arttığını ifade eden Ergen, ''Bu konuda çok çeşitli kurumlar, kuruluşlar destekte bulunuyor. Yerel yönetimler, semt sahaları ve yürüyüş parkurları açıyor. Köy veya kent fark etmez, insanlar artık sporun yararının farkına varıyor, daha çok spor yapıyor. Bugün sabahın erken saatlerinde ve akşam üzerleri, birçok kişinin en azından yürüyüş yaptığını görüyoruz'' diye konuştu.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Cepteki tehlikeye dikkat!

15/8/2009 -Kategori: Saglik

Cep telefonu başta olmak üzere televizyon, telefon, telsiz gibi cihazlardan gelen zararlı sinyaller çeşitli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Yrd. Doç. Dr. Durduran "Cep telefonunun zararlarından korunmak için mümkün olduğu kadar sabit telefon edilmeli" dedi.Cep telefonu başta olmak üzere televizyon, telefon, telsiz gibi kaynaklardan gelen zararlı sinyallerin çeşitli sağlık sorunlarına neden olabildiği bildirildi.

Selçuk Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Savaş Durduran, teknolojinin oldukça hızlı gelişmesinin olumlu yönlerinin yanı sıra yaşam kalitesini bozan unsurlarının da bulunduğunu söyledi.

Bu nedenle hava ve gürültü kirliliği gibi çevre sorunlarının yanına bir de ''elektromanyetik kirlilik'' probleminin ortaya çıktığını ifade eden Durduran, ''Bu kirliliğe neden olan kaynaklardan biri de gündemden hiç düşmeyen GSM baz istasyonlarıdır. Son yıllarda cep telefonlarının kullanımındaki hızlı artış, her yıl çok sayıda yeni baz istasyonunun planlanmasını ve kurulmasını gündeme getirmektedir'' dedi.

Durduran, özellikle büyük kentlerde doğal etkilerin çok üstünde elektromanyetik alan ve dalgaların bulunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: ''Bunların, yüksek şiddet veya güç düzeylerinde insan sağlığına zararlı oldukları konusunda kuşku yoktur. İnsan vücudunun dengesini bozan etkenlerden bazıları, kimyasal kirleticiler, haberleşme frekansları, elektrik güç taşımalarından gelen sinyallerdir. Toksin madde, radyasyon gibi kirleticilerden gelen sinyaller, canlının elektromanyetik dengesini bozmaktadır. Cep telefonu başta olmak üzere televizyon, telefon, telsiz, uydu ve baz istasyonları gibi bazı kaynaklardan gelen sinyaller, genel keyifsizlik, boyunda sertlik, göğüs acısı, baş ağrısı gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor.''

Cep telefonu zararları üzerinde bugüne kadar birçok araştırma yapıldığını dile getiren Durduran, bu araştırmalarda, cep telefonunun alzheimer, parkinson gibi sinir hastalıklarının oluşma riskini arttırdığının tespit edildiğini bildirdi.

 

Daha az radyasyon için öneriler...

Kulaklık ve mikrofon seti kullananların yüzde 80'inde cep telefonundan kaynaklanan sorunların olmadığının gözlendiğini anlatan Durduran, şöyle devam etti: ''Cep telefonunun zararlarından korunmak için mümkün olduğu kadar sabit telefon tercih edilmeli. Çekim gücü kötüyse konuşmalar kısa tutulmalı. Sinyal tam alınamıyorsa, cihaz maksimum enerji harcayacağı ve daha fazla elektromanyetik dalga yayacağı için konuşulmamalı. Mümkünse kulaklık, araçlarda araç kiti kullanılmalı. Sık sık konuşma yapmak yerine kısa mesaj gönderme tercih edilmeli. Ayrıca başparmağımızı telefon ile kulak arasındaki mesafeyi artırmak için telefon ile kulak arasına yerleştirmeliyiz.''

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Çocuklar cinsellik hakkında neler bilmeli?

18/7/2009 -Kategori: Saglik

Çocuklarınız cinsellikle ilgili soru sormaya başladıklarında yaşlarının küçük olduğunu bahane edip, onları duymazlıktan gelmeyin. Aksine kısa ve net cevaplar verin...

 Çocuğunuza; güneşin yaşam için ne kadar önemli olduğunu ya da sonbaharda yaprakların neden ağaçtan düştüğünü açıklamayı hiç düşündünüz mü? Büyük bir olasılıkla bu hiç aklınıza gelmedi. Çocuklarınız soru sormaya başladıklarında yaşlarının küçük olduğunu bahane edip, onları duymazlıktan gelmeyin. Aksine kısa ve net cevaplar verin. Çocuğun yaşı büyüdükçe açıklamalar uzayabilir. Bazen çocugunuza kardeşi olacağını söylediğinizde, iki yaşındaki çocugunuzun bebeğin nasıl oldugunu merak ettiğine tanık olabilirsiniz. Başlangıç için bebeğin, anne karnında büyüdüğünü söylemeniz yeterli olacaktır.

Strese girmeyin, rahat olun


Saglikbilgisi.com'un haberine göre; Çoğu zaman anne babalar soru yağmuruna tutulduğunda şaşkınlık yaşıyor. Uzman Pedagog Eda Yelkenci; anne babaların özellikle de cinsel konularla ilgili sorularla karşılaştıklarında, utandıklarından ya da konuyu nasıl anlatacaklarını bilmediklerinden farklı davrandıklarını belirtiyor. Bir anda mimikleri değişiveriyor. Bu gibi durumlarda anne babalar "Annem bu konuyu benimle hiç konuşmadı. Dolayısıyla sana nasıl bir açıklama yapmam gerektiğini bilmiyorum. Ama elimden geldiğince sana bu konuyu anlatmaya çalışacağım" gibi açıklamalar yapmalı. Böylece çocuk yanlış bir şey söylediği izlenimine kapılmayacak ve suçluluk hissetmeyecek.

Anne ve baba arasındaki ilişkiyi açıklamak, cinsel organların isimlerini söylemek çoğu anne ve baba için kolay değil. Anne babalar, genellikle penis için pipi, vajina için ise kuku sözcüklerini tercih ediyor. Ancak doğru olan çocuğunuza bu organların gerçek adını söylemektir. Çocukların, ilkokul dönemine kadar bebeklerin nereden ve nasıl geldiklerini de öğrenmeleri gerekiyor. 
 

Cinsellik hakkında konuşmalı mısınız?

3 yaşından önce çocuğunuz cinselliği ya da bebeğin nasıl oluştuğunu merak etmiyorsa, bu konulardan söz edip aklını kanştırmayın. Ancak çocuğunuz bazı sorular sormaya başladıysa, bunlan duymazlıktan da gelmeyin ve sorularını yanıtlayın.

Uzman Pedagog Eda Yelkenci, yanıtların onları yoracak kadar açık ve korkutucu olmaması gerektiğini vurguluyor. Açıklamaları, çocuğunuzun gelişimini ve olgunluğunu dikkate alarak yapın. Çocuğunuz 4-5 yaşını geçtiği halde bu konuyu merak etmiyor ya da konuyla ilgili sorular sormuyorsa, onu siz yönlendirin. Çocuğunuz çekindiği için cinsellik konusunu açmaya cesaret edemiyor ya da kendi fantezilerini yaşıyordur. Sonuç olarak ilkokul dönemindeki bir çocuğun, bebeğin yutularak oluştuğunu veya göbekten çıktığını düşünmesi doğru değildir. Çocuğunuzu aydınlatmazsanız, arkadaşlarından yanlış bilgiler edinebilir ve cinselliğin utanılacak bir konu olduğunu düşünebilir.
 

Doğru zamanı bekleyin

Konuşulması gereken zamanı titizlikle seçmelisiniz. Kendinizi bu konu hakkında konuşmak için hazır hissetmelisiniz. Ayrıca çocuğunuz da ilgili olmalı. Sonuçta çocuğunuza okulda ders vermiyorsunuz. Cinsellik hakkında konuştuğunuzda çocuğunuz ilgili görünmezse, bir süre daha beklemelisiniz.
 

Çocuğun yaşına dikkat!

3 yaşındaki çocuğunuza, bebeğin nasıl yapıldığını ayrıntılara girmeden açıklayabilirsiniz. Çocuğunuzun, bebeğin oluşumunda babasının da rolü olduğunu öğrenmesi önemli bir ayrıntıdır. Ona şöyle bir açıklama yapabilirsiniz: "Anne ve baba birbirlerine dokunup, öpüştüklerinde, baba annenin karnına hayat tohumu bırakıyor. Birkaç ay sonra da bebek doğuyor." Şimdilik bu kadar az ve öz bir anlatım onun için yeterlidir. Bu yaşlarda çocuğun, özellikle kendisini cinsellik hakkında aydınlatan anne babasının güven verici sözlerine ihtiyacı olacak.

Çocugunuza yapacağınız açıklamalarda resimli kitaplardan yararlanabilirsiniz. Çocuğunuz 5-6 yaşlanndaysa, anatomik konulan içeren birtakım açıklamalarda bulunmanızda hiçbir sakınca yok. Bu yaşlardaki çocuğa aktarılması gereken mesaj, döllenmenin birbirini sevmiş kadın ve erkek arasındaki sevgiden kaynaklandığıdır.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

"65 bin kişinin ölümüne hazır olun"

17/7/2009 -Kategori: Saglik

Britanya Kamu Sağlığı Genel Müdürü yetkilileri domuz gribinden 65 bin kişinin ölümüne hazırlıklı olmaları konusunda uyardı. Öte yandan eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair de domuz gribine yakalandı.

 Britanya'da hükümetin sağlık alanındaki en üst düzeydeki yetkilisi olarak görev yapan Kamu Sağlığı Genel müdürü Sir Liam Donaldson, Milli Sağlık Sistemi (NHS) yetkililerini, domuz gribinden 65 bin kişinin ölümüne göre hazırlıklı olmaları yolunda uyardı.

Hastalığın günde 350 kişiye bulaşarak yeni bir yayılma hızına ulaştığına dikkat çeken Donaldson, İngiltere'yi bekleyen en kötü senaryonun birkaç ay içinde 65 bin kişinin hastalıktan ölmesi, aynı dönemde 360 bin kişinin hastaneye kaldırılması, bunlardan 90 bininin yoğun bakıma alınması olduğunu bildirdi.

"Sonbahar ve kış aylarında ülke nüfusunun yüzde 30'unun hastalığa yakalanmasını beklediklerini" belirten Sir Liam Danoldson, "bu oranın çocuklarda yüzde 50'ye kadar yükseleceği" uyarısında bulundu.

Bu arada domuz gribi semptomlarını taşıdığından kuşkulanan kişilerin arayacakları yardım hatlarında pek çok geçici işçi ve sağlık okulları öğrencilerinin istihdam edilmesine başlandığı, bu kişilerin, telefondaki grip hastalarına ilaç alma konusunda yardımcı olduğu bildirildi.

Aile hekimlerinin ise, panik içinde kendilerine başvuran hastalara randevu vermek yerine, sadece "sakin olmaları, İngiltere'de görülen vakaların büyük bölümünün öldürücü olmayan, hafif seyir izleyen vakalar olduğunu" söylemekle yetindiği belirtiliyor.

Şu ana kadar 29 kişinin domuz gribinden yaşamını yitirdiği İngiltere'de, halen durumları ağırlaştığı için hastanelere kabul edilen hasta sayısının 652, yoğun bakıma alınan hasta sayısınınsa 53 olduğu bildirildi.
 

Cherie Blair hastalığın en ünlü kurbanı

Bu arada eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in hukukçu eşi Cherie Blair'in, domuz gribi hastalığının "İngiltere'deki en ünlü kurbanı" olarak kayda geçtiği kesinlik kazandı.

Cherie Blair'in hastalığının domuz gribi olduğunun kesinleşmesinden sonra bütün randevularını iptal ettiği ve doktoru tarafından kendisine verilen grip ilaçlarını alıp evinde dinlenmeye çekildiği bildirildi.

Bayan Blair'in hafta başından itibaren kendisini kötü hissettiği ve geçen salı günü kendisine domuz gribi teşhisinin konulduğu belirtildi.

Geçen hafta boyunca Orta Doğu'da bulunan eski Başbakan Tony Blair'in ise evden uzakta olduğu için virüsü kapmadığı, bu arada çiftin dört çocuğunda henüz hastalık semptomları görülmediği ifade edildi.

54 yaşındaki Cherie Blair'in iptal ettiği programları arasında, Liverpool Hope Üniversitesi'nden kendisine verilecek onur ödülüyle ilgili törenin de bulunduğu belirtildi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

GATA buldu ABD yanaştı

16/7/2009 -Kategori: Saglik

Birlikte çalışalım” 
GATA’dan Albay Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve ekibinin, şizofreniyi tetikleyen kimyasalı bulması ABD’yi etkiledi. Dünyaca ünlü California Üniversitesi, GATA ve TÜBİTAK’a işbirliği teklif etti. 

Şizofreni ilacını birlikte üretelim
Albay Prof. Dr. Uzbay ve ekibinin, “Agmatin, şizofreniyi tetikliyor” buluşu California Üniversitesi’nin dikkatini çekti. Dünyaca ünlü üniversite, GATA ve TÜBİTAK’a işbirliği teklif etti



Türk bilim insanlarına, ’agmatin’adlı kimyasalın şizofreniye neden olabileceği yönündeki buluşunun geliştirilmesi ve ilaca yönelik çalışmaların yapılabilmesi için ABD’den işbirliği çağrısı geldi. Sinir bilimi alanında tartışmasız dünyadaki en önemli üç üniversiteden biri kabul edilen California Üniversitesi, TÜBİTAK’a ve GATA’ya konu ile ilgili daha kapsamlı araştırma yapmak için işbirliği teklifinde bulundu. GATA’dan Albay Prof. Dr. Tayfun Uzbay, ’agmatin’adlı kimyasalın şizofreniye neden olabileceği yönündeki çalışmalarının bilim dünyasında yankı bulduğunu söyledi.


Konferansa katıldı
Buluşun, uluslararası saygın tıp dergilerinde duyurulması, haberin ulusal ve uluslararası basında yer almasından sonra, 3 Nisan’da 9 Nobel ödüllü bilim insanının görev yaptığı California Üniversitesi’ndeki konferansa konuşmacı olarak katıldığını anlatan Uzbay, konferansa Irvine’da şizofreni nedeniyle yaşamını yitiren ve intihar eden kişilerin beyinlerinde araştırma yapılan beyin bankasından ve New Jersey’den Biotech Pharma-Device Consulting LLC Şirketi’nden yetkililerin de dinleyici olarak katıldığını ifade etti.
Yurt dışındaki bilim insanlarından çok olumlu tepkiler aldıklarını ifade eden Uzbay, “ABD’li bilim adamları tezimize kesinlikle olumsuz yaklaşmadı ve bu yönde bir eleştiride bulunmadı” dedi.


Teklif  TÜBİTAK’ta
ABD’li bilim insanlarının işbirliği yapmak istediklerini belirttiklerini anlatan Uzbay, şunları kaydetti: “Prof. Dr. Athina Markou, tezimizin madde bağımlılığı ve şizofreni alanında önemli ve yeni kanıtlar sunduğunu, bu alanda yeni bir kapı açabileceğini, önceki bazı verilerle uyumlu olduğunu belirtti ve üniversitesi adına TÜBİTAK’a yazı yazarak beraber çalışılması için iş birliği teklifinde bulundu. Ayrıca çalışma ekibinden Dr. Hakan Kayır da California Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’ne kabul edildi. Şu anda TÜBİTAK’ın da desteği ile Prof. Athina Markou’nun laboratuvarında çalışıyor.”



Ticari kaygımız yok
GATA’dan Albay Prof. Dr. Uzbay, çalışmaya imza atan Doç. Dr. Gökhan Göktalay, Uzman Dr. Hakan Kayır ile Uzman Dr. Murat Yıldırım’dan oluşan ekibinin kesinlikle ’ticari bir kaygı taşımadıklarını’da vurguladı. Bilim insanlarının, bu çalışmadan yola çıkarak yeni araştırmalar yapmasını amaçladıklarını dile getiren Uzbay, “Tezimizin arkasındayız. Şizofreni hastaları için ilaç geliştirilmesine katkı sağlayabilirsek ne mutlu bize” dedi.



Johnson and Johnson ilgileniyor
ABD’de büyük firmalara ilaç geliştirilmesi için aracılık yapan Biotech Pharma-Device Consulting LLC isimli şirket de GATA Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Albay Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve ekibiyle anlaşma imzaladı. Uzbay, söyledi: “Bu firma ABD’de önemli bir firmadır. ABD’de bu alanda ilaç geliştirilmesi için bizimle bir anlaşma imzaladı. Şu an için Johnson and Johnson firmasının ilgilendiği iletildi ancak çalışmanın biraz daha geliştirmesi gerekiyor.”



Uluslararası patent başvurusunu kaçırdık
ALINAN patentin şu anda sadece Türkiye için geçerli olduğunu ancak dünyada başka bir bilim insanının da bu konuda yeni bir patent alamayacağını, bununla beraber yurt dışında herhangi bir bilim insanı veya firmanın, daha ileri bulgular elde ederek ilaç geliştirebileceğini vurgulayan Albay Prof. Dr. Uzbay, “Buna Türkiye olarak hiçbir şey yapamayız” diye konuştu. Bulguları yeni verilerle destekleyerek doğrudan PCT (uluslararası patent) başvurusu yapacaklarını anlatan Uzbay, “Sanırım kısa süre içinde yeni patent başvurularımızı yapacağız” dedi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İşte uzun yaşamanın sırrı!

11/7/2009 -Kategori: Saglik

ABD’li bilim adamlarının 20 yıllık araştırmasının sonuçları açıklandı

ABD’li bilim adamlarının 20 yıllık araştırmasında az yemenin ömrü uzattığı, yaşlanmayı geciktirdiği, kanser ve şeker hastalığı riskini azalttığı ortaya çıktı

Wisconsin Üniversitesi uzmanlarının 20 yıl boyunca makak maymunları üzerinde yaptığı araştırma, normalde alınan kalori miktarının azaltılmasının bu primat türünde yaşlanmayı geciktirebildiğini gösterdi. Amerikan “Science” dergisinde yayımlanan araştırmanın sonuçları şöyle:

* 1989’da başlayan çalışmada ilk etapta 30 maymun inceleniyordu, 1994’te deneye 45 maymun daha dahil edildi. Bugün araştırmada az yemek verilen 20 maymun ve istediği kadar yemek yiyebilen 13 maymun yer alıyor.

* İstedikleri kadar yemelerine izin verilen maymunlar günde ortalama 640 kalori tüketirken, yiyecekleri kısıtlanan maymunlar günde 480 kalori alıyor. Bu miktarlar insana oranlandığında günde 2 bin 500 kalori yerine 1900 kalori alan bir kişinin daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürdüğü belirlendi.

* Kalori oranının azaltılmasının yaşa bağlı hastalıklara yakalanma riskini 3 kat azalttığını ve hayatta kalma şansını artırdığını gösterdi.

* Uzmanlar, kalori sınırlaması getirilen maymunlarda kanser ve kalp-damar hastalıkları belirtilerinin, sınırsız yiyen maymunlara göre yüzde 50 az olduğunu vurguladı.

* Daha az kalori alan maymunlarda şeker hastalığına rastlanmadığına, diğer gruptaki hayvanlarda ise bu hastalığın yaygın olduğuna dikkat çekildi.

* Bilim adamları, kalori bakımından kısıtlı bir beslenme düzeninin beynin daha iyi çalışmasını sağladığına dair kanıtlar buldu. Buna göre bu maymunların hafızası ve sorun çözme becerisi ilerleyen yaşa rağmen daha aktif kalıyor.

* Çalışmanın sonunda istediği kadar yemesine izin verilen maymunların yüzde 50’si, sınırlı beslenen maymunların yalnızca yüzde 20’si öldü.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

Haber Ondokuz

Güncel Tüm Haberler Hava Durumu

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro